GÖNÜL DERYASI; SEYYİD AHMED ARVASİ...
Kalben inandığı ve sevdasıyla yandığı Türk İslam Ülküsünün büyük mütefekkirlerinden Seyyid Ahmed Arvasi Hocamızı vefatının 20.yılında rahmet ve şükranla anıyoruz...
Ağrı ilinin Doğubeyazıt ilçesinde 15 şubat 1932 yılında dünyaya gelen Seyyid Ahmed Arvasi, Erzurum öğretmen okulunu ve müteakiben Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji bölümünü bitirerek yurdun çeşitli bölgelerinde öğretmenlik yapmıştır.
Emekliliği sonrası, fikri mücadelesini siyasi zeminde aktif olarak yürütmüş, sürekli yazdığı ulusal gazetelerin günlük köşesinde okurlarıyla paylaşmıştır. 31 Aralık 1988 yılında hayata gözlerini yuman Arvasi, sevenlerinin yüreğinde sonsuz yaşamayı başarmıştır.
Aslen Seyyid olması, yani Hz.Peygamberimizin soyundan gelmesi sebebiyle Arap kökenli Arvasi’nin, hamuru Türk-İslam Ülküsüyle yoğrulmuş Türk Milliyetçiliği fikrine gönül vermesi, şüphesiz üzerinde durulması gereken bir husustur...
Bu anlamlı bilinç ve şuurun altında yatan kâmil idrak, soyunu sürdürdüğü Muhammedî asaletten kaynaklanmış olsa gerek...
Bu asil duruşun örneğini Arvasi Hocamızın babasında da görmek mümkündür: Osmanlı’nın dağılma sürecinde sevenleriyle birlikte Suriye üzerinden Arabistan’a geçen Abdulhakim Arvasi, kendisine her türlü yardımı yapacaklarını vaat eden ve orada kalmasını isteyen bölgenin ileri gelen Arap şeyhleri “Osmanlı zaten öldü, Türk diye bir şey kalmamıştır” deyince, sinirlenerek “Dünyada iki Türk kalsa, birisi benim” cevabıyla, kanının son damlasına kadar Müslüman Türk’ün davasını sürdüreceğini alenen beyan etmiştir.
Böylesi vefalı bir soyun evladı olan Seyyid Ahmed Arvasi kendisini şöyle ifade ediyor: “Ben, İslâm imân ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslâm`ı gaye edinen Türk Milliyetçiliği şuuruna sahibim. İnanıyorum ki, hem Türk, hem müslüman olmak, hem de muasır dünyaya öncülük etmek mümkündür. Ecdadımız bütün tarihleri boyunca bunu denediler ve başarılı oldular. O halde bizler niye bu tarihi misyonumuzu yerine getirmeyelim!”
İslam öncesi Türk tarihini kabul etmeyen, kültürünü benimsemeyen radikal-ümmetçiler gibi kör bir anafora kapılmayan Seyyid Ahmed Arvasi, İslam’ın hoşgörü penceresinden baktığı Türk töresini milliyetçi şuuru ve ilmiyle yorumlamıştır. “...Kısaca belirtirsek, Türk milleti, geniş bir tarihi tecrübeye, büyük ve zengin bir kültür hazinesine sahip bulunmakla "milli töresini" bu güçlü zemin üzerinde kurmuş bulunmaktadır. Türk töresi, âlemşümul ahlâkî ideâlleri bünyesinde toplayan "pratik bir ahlâk ve hukuk nizamı" durumundadır. Hele, en az bin yıldan beri İslâm`ın şanlı aydınlığında yıkanan, olgunlaşan ve arınan Türk töresi, bütün insanlığı mutluluğa çıkaracak `âlemşümul` bir nizam durumuna gelmiş bulunmaktadır." "Hiç bir zaman Türk`ün totemi olmamış olan Bozkurt, coğrafyamızın kültürümüze kazandırdığı bir motiftir.”
Kendisini ve Türk Milliyetçiliğini “ırkçı” olarak suçlayan zihniyetlere “Türk milliyetçiliği, politikasını biyolojik ırkçılık üzerine kurmayı reddetmekle beraber, içtimaî ırk gerçeğini inkâr ve ihmâl etmemelidir. İçtimaî ırk, biyolojinin konusu değildir, sosyolojinin konusudur. Bir milleti teşkil eden fertlerin, ailelerin, sınıf ve tabakaların soy birliği şuurudur. Ortak bir şuur tarzında beliren mensubiyet duygusunun ve kan birliği şuuru biçiminde duyulmasıdır. Zâten biyolojik verasetin yanında, ortak kültür, ortak coğrafya, ortak hayat tarzı ve ortak mücâdeleler, bir milletin fert ve tabakalarını hem ruhî, hem de fizik bakımından bir birine yaklaştırır.” cevabını veren Seyyid Ahmed Arvasi Hoca : “Kimse biyolojik verasetini tâyin irâdesine sahip değildir. Ama içtimaî ırk tercihe açıktır. Aynı tarihe, aynı kültüre, aynı din ve ülküye sahip olan insanlar arasında kan ve soy birliği şuurunun güçlenmesine yol açar.Türk milliyetçisi, Türk içtimaî ırkını benimser, sever ve sevdirirken ailelerini de bu espri içinde kurmaya çalışır. Kozmopolitlikten hoşlanmaz. Bununla beraber, başka içtimaî ırkları da Allah`ın bir âyeti olarak değerlendirir." yorumuyla da konuya kapsamlı açıklama getirmiştir.”
Türk Milletinin hasta yatağından kalkarak, tekrar İslam’ın sancaktarlığını yapmasının, zulmün karşısında ezilen halkların hakkını savunmasının, ancak Türk-İslam Ülküsüyle gerçekleşebileceği düşüncesini “Neden Türk-İslam Ülküsü” başlıklı yazısında Seyyid Ahmed Arvasi şöyle açıklıyor: “Neden, şu veya bu ad altında toplanmayı değil de “Türk-İslam Ülküsü” ne bağlanmayı savunuyoruz? Biz iddia ediyoruz ki, “Emperyalizm”, Türk ve İslam dünyasını yutmak için en az iki asırdan beri korkunç bir tertibin içindedir. Bir taraftan kültür emperyalizmi ile “vatan çocuklarını” din ve milliyetine yabancılaştırarak kendi emellerine hizmet edecek kadrolar hazırlamakta, diğer taraftan din ve milliyet duygularını, herşeye rağmen terk etmeyen çocuklarımızı da birbirine düşürmeyi planlamaktadır.”
Tutarlı ve isabetli öngörüsüyle düşmanın sergilediği oyunlara dikkat çeken S.Ahmed Arvasi: “Düşman, karşısındaki güçleri parçalayarak, onları birbirine düşürerek, kolay yutulur lokmalar durumuna sokmak ister. Meselâ, sanki bir insan, hem dindar, hem milliyetçi, hem medeniyetçi olamazmış gibi, bu değerleri birbirine zıt programlar durumuna sokarak, hiç yoktan çatışan güçler meydana getirir. Bu oyunlarını, o kadar ustaca plânlarlar ki, tertiplerini anlamak için bazen olayların üzerinden elli veya yüz yıl geçmesi gerekiyor." diyerek haklı tespitlerde bulunmuştur.
Dünyanın kan emici vampirlerine de değinen Arvasi; “Bugün yeryüzünde iki sömürgeci “blok” vardır. Bunlardan biri kara renkli “kapitalist emperyalizm” diğeri ise bütün fraksiyonu ile “kızıl emperyalizm”. Birincisi “çok uluslu şirketlerin” paravanasında, “az gelişmiş veya gelişmekte olan halklara yardım etmek, özgürlük ve uygarlık götürmek” maskesi altında, ikincisi de “ezilen, sömürülen halklara bağımsızlık, özgürlük ve adalet götürmek” maskesi altında, “sınıfsal savaş” sloganı ile “iç savaşlar” çıkartmakta ve “dünya proleterlerinin dayanışması” adı altında işgalini gerçekleştirmektedir.” düşünceleriyle Türk gençliğinin aydınlanmasına, dostu-düşmanı tanımasına ışık tutmuştur.
Bugün Irak, Afganistan, Filistin, Doğu Türkistan gibi zulmün ve acının tavan yaptığı bölgeler de S.Ahmed Arvasi’nin doğru saptamalarında önemli yer almıştır. “Gerçekten de yer yüzünde ezilen ve sömürülen bir de “üçüncü dünya” vardır. Bu dünya, daha çok Asyalı, Afrikalı irili ufaklı devletlere ve devletçiklere, beyliklere, emirliklere, federasyonlara bolünmüş milletlerden ibarettir. Esef edelim ki, bu insanların sayısı birbuçuk milyardan daha fazladır. İşin ızdırap veren diğer bir yanı da, bu nüfusun çoğunluğunu müslümanlar teşkil etmektedir. Bunun yanında çok acı bir gerçeği daha belirtelim ki, bu ezilen ve sömürülen müslümanlar arasında Türk Milleti’nin çok önemli bir bölümü bulunmaktadır.”
Ülkemizdeki dış kaynaklı mihrakların oluşum temeline de inen Arvasi, emperyalist çarkın nasıl işlediğini de “Emperyalist güçler, fırsat buldukları zaman zorla, bulamadıkları zamanlar ise hile ile İslam ve Türk dünyasını ele geçirmiş, zenginliklerini yağmalamış, din ve milliyet duygu ve değerlerini tahrip etmiş, direnenleri lekeleme ve imha yoluna gitmiş, kendine uygun kadrolar yetiştirmiş, bu milletlerin uyanış, diriliş hamlelerini, milli eğitim ve kalkınma planlarını baltalamış ve bu ülkeleri, “ebedi sömürge” statüsüne mahkum etmek için elinden geleni esirgememiştir.” sözleriyle bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir.
Kültür emperyalizmiyle bir milletin nasıl yozlaştırılabileceğini ve milli değerlerinin yok olabileceğini “Emperyalist güçler, korkunç bir kültür emperyalizmi programı ile millet çocuklarını milli tarihlerine, milli ve mukaddes kültür değerlerine, milli ülkülerine, milli menfaatlerine, hatta motif ve sembollerine düşman etmekle kalmazlar, kendi değerlerini “bir uygarlık ve ilericilik” unsuru biçiminde onların kafalarına ve vicdanlarına oturturlar. Böylece milli ve mukaddes değerlere bağlı milliyetçilerin karşısına, bu değerlere ters düşen “yabancılaşmış kadrolar” çıkarırlar. Bir ülkede, değerler “ikizleşince”, kadroların da ikizleşmesi ve çatışması mukadder olur. İşte düşman, bu noktada aktivitesini arttırır. Ülkenin ve milletin “parsellenmesi” için beynelmilel güçleri harekete geçirir.” cümleleriyle özetleyen Seyyid Ahmed Arvasi, düşmanın oyunları karşısında uyanık olmasını istediği Milliyetçi Türk gençliğine şu öğütleri vermektedir: “O halde, Türk Milliyetçisine düşen iş, bütün varlığı ile bu oyunu, herşeyden önce kendi yurdunda bozmak olmalıdır. Bu ülkede, sun’i olarak birbirine düşman ‘güya Türkçü’ ve ‘güya İslamcı’ cepheler meydana getirmek isteyen hain ve kahpe oyunların karşısına, bir Müslüman-Türk olarak ve tarihine yaraşır bir biçimde çıkmalıdır. Bunun için, Türk-İslam kültürüne, Türk-İslam medeniyetine, Türk-İslam ülküsüne bağlı, Türklük şuur ve vakarına, İslam iman, aşk, ahlak ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni, İslamiyeti ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, Dünya Türklüğünün, İslam dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur.”
Bu dava özüdür İslamiyet’in
Bu dava güneşi mazlum milletin
Bu dava, herşeyden, herşeyden çetin
Bu yolda dert, zulüm, gurbet bizimdir...
Sevdalısı olduğu ülkü uğruna, zulmün soğuk ve karanlık zindanlarında uzun yıllar tutsak kalmış, yüreğini onulmaz sancılar sarmış, çağımızın Yesevî’si, yolumuzun meşalesi, Üstadımız Seyyid Ahmed Arvasi Hocamızı rahmet ve minnetle anıyoruz...
Kıymetini her geçen gün daha iyi anlıyoruz...
Ve sevgisini kalbimizde yaşıyoruz...
Ali YAŞAR
|